Sınırda İnsani Bir Dram: Joshua Childress'ın Tanıklığı
2018 kışında, ABD Sınır Devriyesi (Border Patrol) ajanı Joshua Childress, Arizona'daki Yuma Bölge Tıp Merkezi'ne, otuz metrelik sınır duvarından düşen bir adamı korumak üzere gönderildi. Childress, kurumdaki yedinci yılındaydı ve hastanede gözetim yapmaya alışkındı. Ancak yaralı adamın akıcı bir İngilizceyle konuşması onu şaşırttı. Adam, neden ABD'ye geldiğini 'Çünkü burası benim evim' diyerek açıkladı.
Sonunda, şiddet içermeyen suçlar için insanları kafeslere koyduğumu fark ettim; bu, hukukun diğer tüm alanlarında karşı olduğum bir şeydi. Ben sadece doğru tarafta doğduğum için kazandığım bir oyunun kurallarını uyguluyordum. - Joshua Childress
Yirmili yaşlarının başındaki bu genç, sekiz yaşından beri Arizona'da yaşıyordu. Bir gürültü şikayeti üzerine polisin kimlik sormasıyla göçmenlik yetkililerine bildirilmiş ve Meksika'ya sınır dışı edilmişti. Childress, neden DACA (Çocukluk Çağında Gelenler İçin Ertelenmiş Eylem) programına başvurmadığını sorduğunda, babasının evrakların bir tuzak olabileceğinden korktuğunu öğrendi. Adam, 'İspanyolcayı zar zor konuşuyorum. Meksika'da kimseyi tanımıyorum. Üç ay boyunca orada dolaştım ve şansımı denemeye karar verdim. Sonra duvardan düştüm ve bacağımı kırdım' dedi.
Doktor, adamın bacağının tamamen kırıldığını ve Meksika'ya döner dönmez ameliyat olması gerektiğini, aksi takdirde sepsis riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtti. Childress, bu 'örnek göçmen' olarak nitelendirilebilecek kişiyi sınır dışı edilmek üzere istasyona götürürken, yaptığı işin ağırlığını derinden hissetti. Ancak yine de onu meslektaşına teslim etti. Çünkü bu, onun işiydi.
Kurumsal Kültür ve Ahlaki Çöküş
Childress'ın istifası, Trump yönetiminin aileleri çocuklarından ayıran 'sıfır tolerans' politikasının ardından geldi. O dönemde, bazı ajanların işlerine dair anlayışlarının değişebileceği düşünülüyordu. 2019'da Jenn Budd gibi eski ajanlar, mevcut personeli protesto etmeye çağırdı. Ancak çok az kişi istifa yolunu seçti. Hatta bazıları, çocukların ailelerinden ayrılması gibi emirleri reddetse de görevde kalmaya devam etti.
Sınır Devriyesi ve ICE ajanları, kendilerini devlet tarafından istenmeyen yabancıların girişini engelleyerek Amerika'yı korumakla görevli polis memurları olarak görüyorlar. - Irene Vega, 'Bordering on Indifference'
Biden yönetimi döneminde sınır geçişlerinde rekor artış yaşanmasına rağmen, ajanlar arasında yönetimin kendilerini kısıtladığına dair bir his hakimdi. 2024 yılına gelindiğinde, Sınır Devriyesi iş gücünün dörtte birini kaybetti. Bir ajan, 'Biden döneminde işler hiç olmadığı kadar kötü. Ajanlar işlerini yaptıkları için haberlere çıkmaktan veya başlarının belaya girmesinden korkuyor' diyerek moral bozukluğunu dile getirdi.
Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşüyle birlikte, ajanlar yönetimi tekrar yanlarında hissetseler de, yılda bir milyon insanı sınır dışı etme hedefi yeni bir baskı türü yarattı. The Atlantic'in 2025 raporuna göre, ICE çalışanları hiç olmadığı kadar mutsuz. Odak noktası uyuşturucu kaçakçılarını yakalamaktan, adliyelerde sığınmacıları veya iş yerlerinde gündelik işçileri tutuklamaya kaydığı için ajanlar ahlaki bir çatışma yaşıyor.
Sessizlik Kültürü ve Ekonomik Faktörler
Peki, neden bu kadar az ajan ahlaki kırılma noktasına ulaşıyor? Birçok ajan, sosyal ortamlarda ne iş yaptığını gizleme ihtiyacı duyuyor. Ancak işin giderek daha acımasız hale gelmesine rağmen, toplu bir istifa yaşanmıyor. Eski bir meslektaşım, ICE'de çalışırken morale dair 'Biden döneminden çok daha iyi, kaynaklarımız arttı' dese de, adliyelerde insanları tutuklamanın bir 'tuzak' gibi hissettirdiğini itiraf etti.
Meslektaşlarımın çoğu, 'Bu çılgınca, bu korkunç' diye bakıyorlardı ama kimse benimle birlikte şikayette bulunmadı. En iyi Hristiyan erkekler bile bahaneler üretti. - Aaron Veckey
Aaron Veckey, 2024'te gözaltı koşullarıyla ilgili şikayette bulunan ve kamuoyuna açıklama yapan nadir ajanlardan biriydi. İstasyonundaki otoparkta, aşırı sıcaklarda veya dondurucu soğuklarda yüzlerce göçmenin insani olmayan koşullarda tutulduğunu anlattı. Veckey, meslektaşlarının göçmenlere karşı sergilediği küçük düşürücü davranışlara tanık olduğunu ve buna karşı çıktığında yalnız bırakıldığını belirtti.
Sınır Devriyesi'nin 1924'teki kuruluşundan bu yana, kurumun köklerinde bir 'vahşet kültürü' olduğu tarihçiler tarafından vurgulanıyor. 1954'teki 'Operation Wetback'ten günümüze kadar, sınır uygulamaları genellikle askeri yöntemlerle yürütüldü. 11 Eylül sonrası dönemde ise göçmenlik uygulamaları, ulusal güvenlik ve terörle mücadele söylemiyle birleştirilerek daha da militarize edildi.
Sonuç olarak, birçok ajan için bu iş, ekonomik bir zorunluluk. Özellikle sınır bölgelerinde hane halkı gelirinin düşük olduğu göz önüne alındığında, 100 bin doları aşan maaşlar ve yüksek emeklilik ikramiyeleri, ahlaki kaygıların önüne geçiyor. Upton Sinclair'in dediği gibi: 'Bir adama, maaşı anlamamasına bağlıysa, bir şeyi anlamasını sağlamak zordur.'