Avrupa'nın Çin ile Ticaret Açığı ve Siyasi Riskler
Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) Çin'in katılım sürecinde merkezi bir rol oynayan ve kurumun eski genel direktörü olan Pascal Lamy, Avrupa'nın Çin ile olan ticaret açığının günlük 1 milyar Euro (1,1 milyar ABD Doları) seviyesine ulaşması nedeniyle siyasi sonuçlara karşı uyarıda bulunuyor.
Çin ihracatındaki artışın hızına bakın. Bunu 5 veya 10 yıl sonrasına projekte ederseniz, bunun sürdürülemez olduğunu görürsünüz. AB, ciddi önlemler alınması gerektiği sonucuna vardı. Aksi takdirde, Avrupa'da yabancı düşmanı siyasi güçleri güçlendirecek büyük sosyal ve siyasi sorunlarla karşılaşacağız.
Lamy, Çin ihracatındaki artış hızının önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde sürdürülemez olduğunu belirterek, Avrupa Birliği'nin ciddi önlemler alması gerektiğini vurguluyor. Aksi takdirde, Avrupa'da sosyal sorunların artacağını ve bunun da yabancı düşmanı siyasi güçleri daha da kuvvetlendireceğini ifade ediyor.
Eylül ayında Almanya'da gerçekleşen bölgesel seçimlerde 'Almanya için Alternatif' (AfD) partisinin başarısı, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk kez bir aşırı sağcı eyalet hükümeti kurulması ihtimalini doğurdu. Benzer şekilde Fransa, İspanya ve İtalya'da da aşırı sağcı partiler yükselişte.
Paris'te kontrolden çıkan protestolar, Avrupa'nın karşı karşıya olduğu çoklu krizin bir yansıması olarak görülüyor. Hükümetler üzerindeki mali baskı, yükselen enerji fiyatları, devam eden iki savaş ve sanayideki gerileme, kıtanın temel sorunlarını oluşturuyor.
Çin Şoku 2.0 ve Ticaret Korumacılığı
Avrupalı liderler, sanayideki gerilemenin bir kısmını 'Çin Şoku 2.0' olarak adlandırılan duruma bağlıyor. Almanya'nın her ay 10 bin ila 15 bin arasında imalat sektörü işini kaybetmesi, Avrupa sanayisi üzerindeki baskının en somut kanıtı olarak gösteriliyor.
Çinliler, bu aşırı uçtaki güçlerin iktidara gelmesi halinde, geleneksel merkez sol veya merkez sağ partilerin yönettiği Avrupa sistemine kıyasla Çin'e karşı çok daha sert bir tutum sergileyeceklerini anlamalıdır.
Bu işsizlik, popülizm ve büyük ticaret açığı karışımı, ABD'nin 2016 seçimlerinde yaşadığı sürece benzetiliyor. Donald Trump'ın seçim kampanyası, Çin'in ABD'nin ekonomik sorunlarına ve milyonlarca imalat işinin kaybına neden olduğunu savunmuştu.
Lamy, sanayi gerilemesi korkusunun Avrupa'da da ABD'de olduğu gibi siyasi bir koz haline geldiğini belirterek, aşırı uçtaki güçlerin iktidara gelmesi durumunda Çin'e karşı çok daha sert bir tutum sergileyeceklerini ifade ediyor.
Çin'in devlet sübvansiyonlarıyla yüksek teknolojili ürünleri dünya pazarlarına düşük fiyatla sürmesi, Avrupalı rakiplerini piyasadan siliyor. Fransa ve Almanya, 5 Ekim'de Avrupa Komisyonu'nun 'ciddi ve sistematik bozulmalara' neden olan ülkelerin ithalatını kısıtlama yetkisiyle donatılmasını önerdi.
Bu tartışmalar sürerken, 9 Ekim'de Çin, Avrupa Birliği'ne yönelik hibrit araç ihracatını yarıya indirmeyi kabul etti. Lamy, bunu olumlu bir ilk adım olarak değerlendiriyor ve üretimin en çok tehdit altında olduğu alanlarda ihracat kısıtlamalarının devam etmesi gerektiğini savunuyor.
Yatırım ve Rekabet: Çin'de Kalmak mı, Çıkmak mı?
Ticaret dengesizliği Avrupa istihdamı için bir tehdit oluştursa da, Çinli şirketlerin Avrupa'daki yatırımları yeni iş imkanları yaratıyor. CATL ve BYD gibi devlerin Avrupa'da kurduğu tesisler, kıtanın karbonsuzlaşma hedeflerine katkı sağlıyor. Geçen yıl Çin'in AB ve Birleşik Krallık'taki doğrudan yabancı yatırımı, yıllık bazda yüzde 67 artışla 16,8 milyar Euro'ya ulaşarak 7 yılın zirvesini gördü.
Çin bugün bir spor salonu gibi. Şirketler kendilerini eğitmek için Çin'e gelmezlerse, yeterince rekabetçi olamazlar. Bu, şirketlerin neden ev pazarları yerine Çin'e yatırım yapmayı seçtiklerinin temel nedenidir.
Lamy, Çinli yatırımları desteklediğini belirterek, 30 yıl önce Çin'in teknoloji transferi karşılığında Avrupa'ya kapılarını açtığını, şimdi ise rollerin değiştiğini ifade ediyor. Öte yandan, Volkswagen gibi Avrupalı devler, Avrupa'da işçi çıkarırken Çin'deki Ar-Ge merkezlerine milyarlarca Euro yatırım yapmaya devam ediyor.
DGA-Albright Stonebridge Group ortağı Joerg Wuttke, Avrupalı şirketlerin Çin pazarında rekabetçi kalabilmek için orada derinleşmekten başka çareleri olmadığını savunuyor. Çin pazarını küresel şirketler için bir 'spor salonu' olarak tanımlayan Renmin Üniversitesi'nden Wang Yiwei ise, şirketlerin rekabet güçlerini korumak için Çin'de bulunmaları gerektiğini belirtiyor.
Sonuç olarak, Avrupa'nın Çin ikilemi kolay bir cevaba sahip değil. Ancak Lamy ve Wuttke, Avrupa'nın kendi içindeki finans, enerji ve bağlantısallık gibi alanlardaki iç pazar sorunlarını çözerek ekonomik rekabetçiliğini güçlendirmesi gerektiği konusunda hemfikir.