Enflasyon Beklentilerindeki Tehlikeli İyimserlik
Citi Wealth Ekonomi Başkanı Conrad DeQuadros, 2027 yılı için piyasalarda oluşan enflasyonun yavaşlayacağı yönündeki fikir birliğinin, son fiyat verileri ışığında endişe verici olduğunu belirtiyor. 2027 yılı PCE (Kişisel Tüketim Harcamaları) enflasyonu için genel beklenti %2,5 seviyesindeyken, en yüksek 10 tahminin ortalaması %3,1'e ulaşıyor. Fed'in Eylül ayı Ekonomik Projeksiyonlar Özeti'nde ise medyan tahmin %2,3 olarak belirlenmiş durumda ve hiçbir FOMC katılımcısı 2027'de enflasyonun %2,6'yı aşacağını öngörmüyor.
Bu projeksiyonlar, gümrük tarifelerinin etkisinin azalacağı ve petrol fiyatlarının düşeceği umuduna dayanıyor ancak verilerde bunun pek bir desteği yok. - Conrad DeQuadros, Citi Wealth
DeQuadros, en kötümser tahminlerin dahi enflasyonun gelecek yıl mevcut oranların üzerine çıkacağını öngörmediğine dikkat çekiyor. Özel sektör ekonomistlerinin gümrük tarifelerinin etkisinin azalacağı ve çatışmaların sona ermesiyle petrol fiyatlarının düşeceği yönündeki umutlarına dayanan bu projeksiyonlar, verilerle pek desteklenmiyor. Üretici Fiyat Endeksi (PPI) raporu, çekirdek işlenmiş mal fiyatlarının geçtiğimiz yıl %24,3 oranında arttığını göstererek, 2021/22 dönemini anımsatan korkutucu bir tablo çiziyor. Bu fiyat artışlarının nihai ürünlere yansıması, Fed politika yapıcıları için kabusa dönüşebilir.
Yapay Zeka Yatırımları ve 'Dışlama' Riski
Pacific Investment Management Co. (PIMCO) ekonomisti Tiffany Wilding, yapay zeka patlamasının sermaye piyasalarında borçlanmak isteyen diğer şirketler üzerinde bir 'dışlama' (crowding out) etkisi yaratabileceği konusunda uyarıyor. Bu durum, ABD ekonomisinin büyüme için teknoloji sektörüne olan bağımlılığını daha da artırıyor.
Yapay zeka ile ilgili yatırımın GSYH içindeki payı artarken, diğer özel sabit yatırımlar azaldı. Bu, dışlama etkisiyle tutarlı bir modeldir. - Tiffany Wilding, PIMCO
Wilding'in analizine göre, yapay zeka ile ilgili yatırımlar GSYH içinde giderek daha büyük bir pay alırken, diğer özel sabit yatırımlar düşüş gösteriyor. Yüksek faiz oranları ve artan finansman maliyetleri, özellikle riskli borçlular için kredi spreadlerinin genişlemesiyle bu süreci tetikliyor.
Servet Eşitsizliği ve Tüketici Harcamaları
Man Group Baş Piyasa Stratejisti Kristina Hooper, servet eşitsizliğinin gelir eşitsizliğinden çok daha büyük bir sorun olduğunu ve ekonomik istikrarı tehdit ettiğini savunuyor. Yüksek servet yoğunluğu, yüksek net değere sahip bireylerin marjinal tüketim eğiliminin düşük olması nedeniyle toplam talebi olumsuz etkiliyor.
Servet eşitsizliği, ekonomik ve siyasi istikrar için ciddi riskler oluşturuyor. Yüksek servet yoğunluğu, toplam talebi olumsuz etkiliyor. - Kristina Hooper, Man Group
Hanelerin alt %50'lik dilimi, net varlık büyümesinde son derece zayıf bir performans sergilerken, borç yükünün büyük bir kısmını taşıyor. Faizlerin yükselmesiyle birlikte bu kesim, tüketici kredilerini ödemekte zorlanıyor. Bu durum, tüketici harcamalarına dayalı ABD ekonomisi için ciddi bir risk oluşturuyor ve tüketici odaklı sektörlerde kazanç büyümesinin gelecek yıl %3,4 oranında düşeceği öngörülüyor.
Hisse Senedi ve Tahvil Korelasyonunun Sonu
Cambria Investment Management Portföy Yöneticisi Jonathan Keetz, hisse senetlerini korumak için tahvil kullanmanın artık güvenilir bir strateji olmadığını belirtiyor. 2001-2022 yılları arasında geçerli olan bu korelasyon, tarihsel olarak sadece zamanın %24'ünde gerçekleşti.
Rahatsız edici olan, hisse senedi/tahvil korelasyonunun pozitif olması değil; çoğu zaman pozitif olmasıdır. - Jonathan Keetz, Cambria Investment Management
Keetz, günümüzde hisse senedi/tahvil korelasyonunun 0,53 ile Ocak 1998'den bu yana en yüksek seviyeye ulaştığını vurguluyor. Modern risk modellerinin çoğu, son 21 yıllık negatif korelasyon dönemine göre kalibre edildiği için mevcut piyasa koşullarında yetersiz kalıyor.