Fed Faizleri Belirlemiyor: Borçlanmanın Gerçek Doğası
ABD Merkez Bankası (Fed) faiz oranlarını doğrudan belirlemez. Eğer iddia edildiği gibi faizleri tek başına belirliyor olsaydı, ABD ekonomisi son derece derin bir depresyona sürüklenir ve Fed'in eylemleri üzerine konuşmaya veya makale yazmaya dahi değmezdi.
Eğer Fed faizleri tek başına belirliyor olsaydı, ABD ekonomisi derin bir depresyonda olurdu; faiz oranları bizzat üretimden kaynaklanır.
Daha gerçekçi bir bakış açısıyla ifade etmek gerekirse, ekonomide asıl belirleyici olan üretimdir ve faiz oranları bizzat üretimin kendisinden filizlenir. Hiç kimse aslında salt para borçlanmaz; bireyler ve şirketler gerçekte piyasada üretilen malları, hizmetleri ve iş gücünü ödünç alırlar. Her bir borçlunun mali tablosu, risk düzeyi ve ekonomik koşulları birbirinden tamamen farklı olduğu için, her borçluya uygulanan faiz oranı da doğal olarak değişiklik gösterir.
Üniversite Harçları ve Bireysel Ekonomik Fiyatlandırma
Üniversite harçları da bir piyasa ürünüdür ve faiz oranlarından farksızdır. Muhafazakar yazar George Will'in dikkat çektiği üzere, şayet kolejler ve üniversiteler ilan ettikleri resmi liste harç bedelini kayıt yaptıran her öğrenciden tahsil edebilselerdi, kelimenin tam anlamıyla paraya boğulurlardı.
Üniversitelerin sunduğu sözde 'burslar', öğrencinin ekonomik gücüne göre ayarlanmış harç indirimlerinden başka bir şey değildir.
Ancak üniversiteler herkese tek tip bir ücret uygulamak yerine son derece çeşitli harç tutarları belirler. Bu ücretlendirme tamamen başvuran adayın bireysel ekonomik durumuna dayanır. Günümüzde üniversitelerde bu kadar çok 'burslu' öğrencinin bulunmasının temel nedenlerinden biri de budur; geleceğin öğrencisinin mali gücüne bağlı olarak sunulan burslar, gerçekte harç indiriminden başka bir şey değildir.
Harvard, Princeton, Yale ve Stanford gibi elit kurumların ilan ettikleri liste fiyatını katbekat daha fazla öğrenciden tahsil edebileceği ve arzu etseler duyurulan harçları birkaç misline çıkarabilecekleri şüphesiz bir gerçektir. Fakat bu kurumlar bunu açıkça tercih etmemektedir. Bu durum, pozitif ayrımcılığın sadece ırk, spor ya da mezun çocuğu olma (legacy) gibi kriterlerin ötesinde tezahür ettiğini ve en belirgin biçimde harç tarifelerinde kendini gösterdiğini kanıtlamaktadır.
Sporcular, Bağışlar ve Çapraz Sübvansiyon
Bu fiyat farklılaştırmasının hak ettiği değeri görmeyen bir yönü bulunmaktadır. George Will'in analizine dönecek olursak; üniversiteler öğrencilere yalnızca tek tip değil, aynı zamanda yüksek bir tarife uygulayabilselerdi, en azından kısa vadede ekonomik açıdan çok daha iyi durumda olurlardı. Ancak bunun yerine çok çeşitli fiyatlar uygulamakta veya bazı öğrencilerden hiç ücret almamaktadırlar.
Büyük sporcular ve milyarder çocukları sayesinde sağlanan bağışlar, en iyi profesörlerin istihdam edilmesini ve diğer öğrencilerin ucuza okumasını sağlar.
Örneğin başarılı sporcular, akademik liyakatlerine bakılmaksızın üniversitelere bazen tamamen ücretsiz kabul edilirler. Buna bir tür pozitif ayrımcılık denebilir; fakat sahada devleşen harika bir sporcunun başarıları, üniversiteye on milyonlarca dolarlık bağış kazandırabilir. Dahası, hafta sonu maçlarının yarattığı heyecan sayesinde okulu tercih eden aday havuzu genişler ve bu durum akademik açıdan çok daha üst düzey bir öğrenci topluluğunun oluşmasını sağlar.
Sporcular için geçerli olan bu dinamik, köklü mezun ailelerin çocukları veya milyarderlerin mirasçıları için de geçerlidir. Belki de bu öğrenciler akademik yeterlilik bakımından geride olabilir; ancak ticari devlerin çocuklarının kabul edilmesinin yaratacağı devasa bağış potansiyeli göz ardı edilemez. Üniversite eğitimi nihayetinde kaliteli bir öğretim sunmayı hedefliyorsa, en iyi profesörleri istihdam etmek ve onlara en gelişmiş laboratuvarları sağlamak için gerekli fonları çekmek mantıklı bir adımdır.
Bu tablonun ardından diğer öğrencilerin durumunu ele almak gerekir. Herkesin aynı harcı ödemediği bir gerçektir ve birçok öğrencinin tam ücret ödemek zorunda kalmamasının temel nedeni; sporculara, zengin aile mirasçılarına ve milyarder çocuklarına uygulanan bu çapraz sübvansiyon mekanizmasıdır.
Risk Primi: Jeff Bezos Örneği ve Sermayenin Rolü
Mesele ırk temelli pozitif ayrımcılığa geldiğinde ise kamuoyunda en büyük tepki burada doğmaktadır; zira bu durum haklı argümanlarla tersine bir ayrımcılık olarak algılanmaktadır. Fakat tartışmayı sadece bu çerçeveye sıkıştırmak fazlasıyla sınırlayıcıdır. Faiz oranlarının mantığı bu noktada yol göstericidir.
Bugün kesin bir başarı olarak görülen Jeff Bezos bile geçmişte başarısız olması beklenen riskli bir fikirdi; piyasalar belirsizliğe sermaye ayırarak ilerler.
Piyasada her birey ve her işletme için farklı bir faiz oranı geçerlidir. Sokaktaki sıradan bir vatandaşa uygulanan yüksek kredi faizi ile Amazon'un kurucusu Jeff Bezos'a uygulanan oran arasındaki farkın nedeni risktir. Bezos kesin ve güvenli bir limandır, sıradan birey ise belirsizlik taşır.
Elbette Bezos da geçmişte kesin bir başarı garantisi taşımıyordu; hatta ilk zamanlarında başarısız olması bekleniyordu. Ancak başarı garantisi yüksek girişimlerin bolca ürettiği sermaye sayesinde, piyasada henüz belirsiz olan yeni fikirlerin şans bulabilmesi için bir tür 'sermaye pozitif ayrımcılığı' devreye girmiştir.
İşte üniversitelerin uyguladığı farklılaştırılmış harç politikalarına da bu pencereden bakılabilir. Fiyat farklılıklarının yarattığı bu gerçek piyasa zemini, toplumun ortak faydasına hizmet eder. Bu fayda, 18 yaşındaki yeterlilikleri henüz yetersiz görünse de 48 yaşına geldiğinde dünyayı değiştirebilecek potansiyele sahip her türlü öğrenciye risk alıp yatırım yapılmasıyla elde edilir.