Fed'in Faiz Kararı ve Büyüyen Mali Yük
ABD Merkez Bankası (Fed), 28 Ekim tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda faiz oranını yüzde 3,75 ila yüzde 4 aralığında sabit tuttu. Bu karar, 2026 mali yılı net faiz ödemelerinin yaklaşık 1,052 trilyon dolara ulaştığı ve ülkenin savunma harcamalarını geride bıraktığı bir dönemde alındı.
Enflasyon ve diğer makro veriler ikincil önemdedir.
Brookings Institution kıdemli araştırmacısı Robin Brooks, uzun vadeli Hazine tahvili getirilerinin ve artan borç baskısının, Federal Reserve Başkanı Kevin Warsh'ın faiz politikası duruşunu doğrudan şekillendirebileceğini belirtti. Uzman isim, rekor seviyedeki faiz ödemelerinin piyasa dinamikleri üzerindeki etkisine dikkat çekti.
Piyasalarda Şahin ve Güvercin Etiketlerinin Ötesi
Robin Brooks, 30 Ekim tarihinde yayımladığı değerlendirmesinde, enflasyon ve diğer makroekonomik verilerin artık ikincil düzeyde kaldığını öne sürdü. Brooks'a göre, uzun vadeli Hazine tahvili getirilerindeki değişimler, Başkan Warsh'ın değişen politika duruşunu anlamak için basit bir 'şahin' veya 'güvercin' etiketlemesinden çok daha iyi bir bakış açısı sunuyor.
Öte yandan, bu değerlendirmenin tamamen Brooks'un kendi yorumu olduğu, ne Federal Reserve ne de Hazine Bakanlığı'nın borçlanma maliyetlerini kontrol etmek amacıyla ortak bir plan duyurduğu biliniyor. Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC), 28 Ekim'deki oylamada faiz aralığını koruma kararını 10'a karşı 2 oyla onayladı.
FOMC İçindeki Görüş Ayrılıkları ve Enflasyon Hedefi
FOMC üyeleri Lisa D. Cook ve Beth M. Hammack, 28 Ekim'deki toplantıda çeyrek puanlık bir faiz artışından yana oy kullandı. Komite tarafından yapılan resmi açıklamada, 'Enflasyon yüksek kalmaya devam ediyor' denilerek yüzde 2'lik enflasyon hedefine olan bağlılık yinelendi.
Enflasyon yüksek kalmaya devam ediyor.
Uzmanlar, federal fon hedef oranı ile 10 yıllık Hazine tahvili faizlerinin birbirlerinden farklı iki ayrı ekonomik ölçüt olduğunun altını çiziyor. Karar sürecinde bu iki gösterge arasındaki dengenin komite üyeleri tarafından yakından takip edildiği ifade ediliyor.
Rekor Seviyedeki Net Faiz ve Savunma Harcamaları
Federal hükümetin net faiz harcamaları, 30 Eylül'de sona eren 2026 mali yılında yaklaşık 1,052 trilyon dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde ulusal savunma harcamaları ise yaklaşık 965 milyar dolarda kaldı.
Bu veri, federal bütçede borç servis maliyetlerinin ülkenin en büyük kalemi olan savunma harcamalarını dahi geride bıraktığını kanıtlar nitelikte kayıtlara geçti.
Hazine Bakanlığı'ndan Tahvil Geri Alım Hamlesi
Hazine Bakanlığı 19 Ağustos tarihinde yaptığı duyuruda, 10 ila 20 yıl ile 20 ila 30 yıl vade gruplarındaki nominal kuponlu menkul kıymetler için seçilmiş geri alımlarda operasyon başına limiti 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara yükselteceğini açıkladı. Söz konusu artış 9 Eylül itibarıyla yürürlüğe girdi.
Hazine, bu geri alımların uzun vadeli piyasalarda likiditeyi desteklemek amacıyla yapıldığını belirtirken, duyuruda herhangi bir getiri hedefi belirlenmedi. Robin Brooks ise bu değişikliği, uzun vadeli borçlanma maliyetlerine gösterilen daha geniş çaplı ilginin bir parçası olarak değerlendirdi. Genişletilen limitlerin 4 Kasım'a kadar sürmesi planlanıyor.
2026-2036 Dönemi Borç Hassasiyeti Senaryoları
Yürütülen bir federal borç hassasiyeti çalışmasında, 2026-2036 dönemi için ortalama 10 yıllık Hazine tahvili faizi baz senaryo olarak yüzde 4,3 baz alındı. Daha yüksek faizli bir senaryoda ise 150 baz puanlık artış ortalama faizi yüzde 5,8'e çıkardı.
Söz konusu senaryo, net faiz maliyetlerini 2026-2036 döneminde baz senaryonun 4,9 trilyon dolar üzerine taşıdı ve bütçe açıklarını aynı dönemde 6 trilyon dolar daha yüksek projeke etti. Ayrıca analiz, halkın elindeki borcun GSYH'ye oranının 2036 yılında yüzde 133,1'e ulaşacağını öngördü. Çalışma, diğer ekonomik varsayımları baz seviyede tuttu ve yüksek faiz oranlarına karşı bir GSYH tepkisi modellemedi.
Üçüncü Çeyrekte Güçlü Büyüme Verileri
Yılın üçüncü çeyreğinde cari dolarla Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) yıllık yüzde 5,6 oranında büyüme kaydederken, reel GSYH büyümesi yüzde 3,4 olarak gerçekleşti.
Ekonomistler, bu rakamların yalnızca tek bir çeyreği kapsadığını, uzun vadeli bir büyüme oranı oluşturmadığını veya federal borçlanma maliyetlerinin nominal GSYH büyümesini ne zaman aşacağını göstermediğini belirtiyor.