Ekonomik Büyüme ve Kredi Büyümesi Arasındaki İlişki
Ekonomik büyüme hedefleri için kaynak sağlama ihtiyacını ele alan Gia Lai Eyaleti Ulusal Meclis Heyeti Temsilcisi Pham Ngoc Lam, konuşmasının tamamını banka kredilerine olan bağımlılık düzeyine, artan kredi/GSYH oranı trendine ve gelecekteki yönetim süreçlerinde dikkat edilmesi gereken hususlara ayırdı.
Kredi/GSYH oranının 2022'deki %124 seviyesinden 2025'te %145'e ve 2026'da yaklaşık %155'e yükseldiği görülmektedir.
Delegelere göre, 2023, 2024 ve 2025 yıllarında kredi büyüme hızı GSYH büyüme hızının iki katından fazla olacak. 2026 yılına gelindiğinde bu farkın yaklaşık 1,5 ila 1,7 kat civarında gerçekleşeceği öngörülüyor. Bununla birlikte delegeler, bu iki gösterge arasındaki farka dayanarak kredi verimliliğinin artıp artmadığına dair kesin bir sonuca varmanın mümkün olmadığını, çünkü bunların aynı ölçekle ölçülen göstergeler olmadığını belirtti. Ayrıca mevcut yılın ekonomik büyümesi, zaman gecikmesi (time lag) faktörü nedeniyle önceki yıllardaki kredi ve yatırımlardan da etkileniyor.
Bu perspektiften hareketle Temsilci Pham Ngoc Lam, ekonomik büyümenin banka kredisinin sürekli genişlemesine olan bağımlılık derecesinin netleştirilmesini önerdi. Temsilci; kredi/GSYH oranının yıllar içinde artış gösterdiğini, 2022'de %124 olan oranın 2025'te %145'e ve 2026'da yaklaşık %155'e ulaştığını gösteren verileri paylaştı. Hem 2026 hem de 2027 yıllarında %10'un üzerinde GSYH büyüme hedeflerine ulaşılması durumunda, 2027 yılındaki kredi/GSYH oranının %160-165 civarında olabileceği ifade edildi.
Artan Kredi/GSYH Oranının Getirdiği Riskler ve Uluslararası Uyarılar
Delegeler, %160-165 şeklindeki oranın operasyonel bir hedef değil, yalnızca bir senaryoya dayalı hesaplanmış bir sonuç olduğunu vurguladı. Bununla birlikte bu rakam, sermaye mobilizasyon seçenekleri ve büyüme hedeflerine ulaşma sürecinde finansal sisteme yüklenen gereklilikler gözden geçirilirken dikkate alınması gereken bir husus olarak öne çıkıyor.
Uluslararası değerlendirmeler; finansal sistemdeki riskleri, refinansman risklerini, gayrimenkul tahvillerini ve bankacılık sistemine sıçrama potansiyelini ele almaktadır.
Kredi/GSYH oranındaki sürekli artıştan kaynaklanabilecek potansiyel risklerle ilgili olarak Temsilci Pham Ngoc Lam, Dünya Bankası (WB) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi uluslararası kuruluşların bu konuya dikkat çektiğini belirtti. Temsilcinin tartışma sırasında dile getirdiği hususlara göre uluslararası değerlendirmeler; finansal sistemdeki riskleri, refinansman risklerini, gayrimenkul tahvillerini ve bankacılık sistemine sıçrama potansiyelini ele alıyor. Bu kuruluşlar ayrıca sermaye tamponlarının, likiditenin ve makroekonomik güvenlik denetim kapasitesinin güçlendirilmesini tavsiye ediyor.
Delegeler ayrıca kredi/GSYH oranına ilişkin risk uyarı eşikleri üzerindeki araştırmalara değindi. Buna göre, tüm ülkelere mutlak surette uygulanabilecek sabit bir rakam bulunmamakla birlikte, bazı çalışmalar %120-150 aralığındaki bir kredi/GSYH oranını yüksek bir uyarı seviyesi olarak değerlendiriyor. Uzun vadeli eğilimlere göre kredi açığı endeksi açısından ise delegeler, Basel Komitesi yaklaşımına göre %10'luk bir referans eşiğine atıfta bulundu.
Kredi Genişlemesi ve Varlık Kalitesi Üzerindeki Etkiler
Somut vaka değerlendirmelerinde Temsilci Pham Ngoc Lam, farklı veri serilerinin kullanılmasından dolayı kredi açığı hesaplama sonuçlarının değişebileceğini belirtti. Ancak temsilcinin bahsettiği sonuçların tümü, son yıllarda artış eğilimi olduğunu ve 2026-2027 döneminde %10'luk eşiğe yaklaşma olasılığını ortaya koyuyor.
Kredi artışının ekonominin verimli sermaye absorpsiyon kapasitesinden daha hızlı gerçekleşmesi ve uzun vadeli sermaye kaynaklarının talebi karşılayamaması endişe vericidir.
Delegeler ayrıca yüksek bir kredi/GSYH oranının mutlaka yüksek risk anlamına gelmediğini kaydetti. Endişe verici olan husus, kredi artışının ekonominin verimli sermaye absorpsiyon kapasitesinden daha hızlı gerçekleşmesi, uzun vadeli sermaye kaynaklarının talebi karşılamaması ve bankaların varlık kalitesinin olumsuz etkilenme potansiyeli barındırmasıdır.
Delegelerin analizine göre, kredi genişlemeye devam ederken üretkenlik, nakit akışı ve borç ödeme kapasitesi orantılı bir şekilde artmazsa, gayrimenkul piyasasından ve şirket tahvillerinden kaynaklanan riskler bankacılık sistemine ve ekonominin geneline yayılabilir. Delegeler ayrıca sermaye genişlemesine verimli sermaye kullanımının eşlik etmemesi durumunda varlık balonu riski ve potansiyel batık krediler tehlikesine de dikkat çekti.
Büyüme ve Finansal İstikrar İçin Üç Gruplu Çözüm Önerisi
Ortaya konulan meselelere dayanarak Temsilci Pham Ngoc Lam, Hükümetin üç grup çözümü hayata geçirmesi yönünde talimat vermesini önerdi. İlk olarak, 2027 yılındaki büyüme için sermaye senaryosunun netleştirilmesi gerekmektedir; buna öngörülen kredi büyüme hızı ve borsa, tahvil piyasası ile diğer kanallardan mobilize edilen fiili sermaye dahildir. Bu plandan hareketle, %10'un üzerindeki ekonomik büyüme hedefiyle uyumlu kredi/GSYH oranının hesaplanması şarttır.
Hükümetin 2027 yılı büyümesi için sermaye senaryosunu netleştirmesi ve risk göstergelerinin izlenmesini güçlendirmesi gerekmektedir.
Delegeler, sosyo-ekonomik kalkınma planına ilişkin karar taslağı ile 2027 yılı merkezi bütçe tahminleri ve tahsisine ilişkin karar taslağı arasında tutarlılık ve uyum sağlanmasını önerdi. Delegelerin önerdiği üzere sermaye ihtiyaçları ve yapısının belirlenmesi, önümüzdeki yılın büyüme hedeflerine ulaşma planlarının geliştirilmesi sürecinde ele alınmalıdır.
Temsilci Pham Ngoc Lam tarafından önerilen ikinci grup çözümler ise uzun vadeli eğilime göre kredi açığı endeksinin yönetimde referans aracı olarak kullanılması ve Basel Komitesi tarafından tavsiye edilen risk göstergelerinin izlenmesinin güçlendirilmesidir. Temsilci; ihtiyati tedbirlerin proaktif bir şekilde uygulanmasını, faiz oranları, döviz kurları ve gayrimenkul piyasasındaki şoklara tepki verecek senaryolar geliştirilmesini ve döviz rezervlerinin artırılmasını önerdi.
Ticari bankalar için delegeler, Basel II ve Basel III standartlarına uygun olarak sermaye yeterlilik oranlarının esaslı bir şekilde iyileştirilmesini tavsiye etti. Risk göstergelerinin izlenmesinin güçlendirilmesi ile birlikte bu husus, finansal sistem üzerindeki potansiyel olumsuz etkilerin proaktif bir şekilde önlenmesine yönelik talep kapsamında dile getirildi.
Üçüncü grup çözümlerde ise Temsilci Pham Ngoc Lam, şirket tahvil piyasasında şeffaflığın artırılmasını ve üretim, işletme ile altyapı gelişimine hizmet etmek üzere mobilize edilebilecek orta ve uzun vadeli sermayenin nicel olarak belirlenmesini önerdi. Bu içerik, temsilcinin konuşmasının başında dile getirdiği 2027 yılı büyümesi için finansal kaynakların yapısını netleştirme gerekliliği ile doğrudan ilgilidir.